ARAMAKTAN ÇEKİNME

Merhaba dostlar,

Beni yakinen tanıyanlar bilir, ülkemizde Covid belasına ilk yakalananlardanım. İşte o dönemde lisanstayken(!) sık sık gelip, gider “Alo!” derdim. Hayat Üniversitesindeki kampanyada yüksek lisansın iki katı öğrenim verdiklerini bir dostum vasıtası ile haber alır almaz hemen koştum başvuru yapmaya. Şimdi, gündelik hayatta uygulamalı tecrübeler konusunda yüksek lisans(!) yapıyorum. Buradaki sınavların tamamı uygulamalı, hiç yazılı sınav yok ama bildiğiniz not sistemi geçerli değil. Alışkanlıktan olsa gerek, her seferinde sınav sonuçlarının açıklanmasını bekliyorum ama ses yok. Yine de sıkı sıkıya dersimi(!) çalışıp, ödevlerimi yapıp bekliyorum, onca zamandır…

Bugün, evet aradan geçen onca zamana rağmen yılmadan her sabah arayacağım ama ulaşamayacağımı da biliyorum. Fakat önünde sonunda “Ey mezuniyet, geliyorum, telefonuna bugün ulaştım.” diyeceğim bir gün… Mucize gibi, Allah’ım…

Onca zaman ulaşmaya çabaladığım, nefes alıp verdiğim dönemlerde hiç duymadığım, o fizik ötesi ses olanca tatlılığı ve sevecenliğiyle “Alo! …” ya da “Merhaba!… diyor, olacak mı acaba?

O kadar nezaketsiz olacaklarını sanmıyorum. Karşıdan “Alo!” derler, herhalde…

Ben de usulca “Alo!” diyeceğim…

Sonra, şöyle bir afallayacağım; “Alo, dedikten sonra ne diyorduk ya?” gibisinden düşüneceğim.

Korkutmak istemem, onca zaman ulaşmak için çabaladığım operatör ya kızıp kapatırsa ya sesimi beğenmezse?…

Heyecanımı bastırarak o kadife sese ulaşacağım…

“Sen nasılsın?” diyeceğim. Sonra lafı dolandırıp dolandırıp duracağım, topu taca atmak gibi ne diyeyim “Alo, alo, alo, onlar şahittir.” diyeceğim.

Şaka, ütopya bir yana; hakikaten çok sevdiğiniz, özlediğiniz birinden tam da onu düşünürken gelen bir “Alo!” sözcüğünde neler neler yüklüdür…

Hepimizin bildiği o tatlı gevrek sesiyle Stevie WONDER “Sadece seni sevdiğimi söylemek için aradım”  

I Just Called to Say I Love You” adlı şarkısında:

 “No New Year’s Day, to celebrate (Ne kutlanacak bir Yılbaşı)

No chocolate covered candy, hearts to give away (Ne hediye edecek çikolata kaplı şekerleme)

No first of spring, (Ne baharın başlangıcı)

No song to sing (Ne söylenecek bir şarkı)

In fact, here’s just another ordinary day (Aslında, sıradan bir gün sadece)

No April rain, (Ne nisan yağmuru)

No flowers Bloom (Ne açan çiçekler)

No wedding Saturday within the month of June (Ne de haziran ayının bir cumartesi düğünü)

But what it is, is something true; (Ama olan gerçek bir şey var;)

Made up of these three words that I must say to you (Sana söylemem gereken 3 kelimeden oluşan)

I just called to say I love you … (Sadece seni seviyorum demek için aradım/Sadece seni sevdiğimi söylemek için aradım)”

Sevginin sesi canlıdır, heyecanlıdır, mutluluk taşır. Sevginin gücünü, enerjisini, büyüsünü iletir, iletmelidir. Sevgi, gönülden gelmelidir. Sesiniz, sözünüz sevdiğinizi söylesin!..

“Alo” diyerek veya konuşarak ulaşılan sevgi, bizlere sosyal başarı kazandırır. İçimizdeki sevgi dışımıza saygı, empati, güler yüz gibi tavırlarla yansıyınca ve huzurlu ilişkilerle bütünleşince sosyal başarı kaçınılmazdır. Öte yandan sevgi, bedenimizi, ruhumuzu hoşnut kılar, rahatlatır, kasları gevşetir, canlı ve sempatik bir görüntü vermemize etken olur. İçimiz ve dışımız yalansızdır ve yalındır!

Tüm dünyada ya da diğer bir deyişle insanın/hayvanın olduğu her yerde en çok sevilenler, sevmesini ve vermesini bilenlerdir. Aramadan “Alo” demeden yardımlaşmadan sakınmayan, sevgisini ve bilgisini paylaşanlardır. Sevgi bize takdir, öğrenme, iyilik, yardımlaşma gibi manevi yolların kapısını açar. Yaşamın çilelerine karşı direncimiz artar. Yeter ki sevginiz saf olsun; yalansız, katıksız, çıkarsız olsun…

Gary CHAPMAN, Beş Sevgi Dili adlı kitabında sevgiyi beş ayrı kategoride değerlendiriyor. Bugüne kadar okumadıysanız ısrarla öneririm. Üstelik sizi hiç sıkmayacaktır ve kitapta kendinizi bulacaksınız. Hakikaten sizin sevgi diliniz hangisi? Kitaptan bir kısa pasaj ekleyeyim de sizi sevgiyi inceleme ve eşinizle olan sevginiz-bağlılığınız-alışkanlığınız konusundaki duyarlılığınızı arttırmaya yardımcı olayım: … Eğer sevginizi, eşinizin anlamadığı bir dilde ifade ediyorsanız, sevgi gösterdiğinizi hiç anlamayacaktır. Sorun iki ayrı dil konuşmanızdadır. Belki kocanız cesaret verici sözler duymak istiyor ama siz bir akşam yemeği pişirmenin onu neşelendireceğini düşünüyorsunuz. O kendisini hala kötü hissederken, siz hayrete düşüyorsunuz. Veya belki de eşiniz, çocuklardan ve televizyondan uzakta sizinle beraber olmayı çok arzuluyor. Ona verdiğiniz çiçek de ona değer verdiğinizi anlatmıyor. Çünkü onun sevgi dili nitelikli beraberlik…”

İnanıyorum ki kitabı bitirdikten sonra eşinizin de kendinizin de sevgi dilini fark edecek, dünyayı onun gözüyle de göreceksiniz.

Ve yazımın başlığındaki gibi aramaktan hiçbir zaman çekinmeyin. Şimdi çok sevdiğiniz birini hemen arayın “Alo” deyin “Seni, seviyorum” deyin.

Michelangelo’nun sevgi ve aşk hakkında söylediği, “Aşk, Yaratan’ın kendine kadar yükselmesi için insana verdiği kanattır,” sözünden yola çıkarak, uzun yılların birikimi olan defterimi açıyorum; “Yoksulluğa düşmekten korkmayınız. Konuşmak aramak sormaktan korkmayınız; sevmemekten, sevilmemekten korkunuz,” diye not almışım. Bir başka sayfada, “Sevgi nurdan bir akıştır,” demişim. “Eğer bir yerde berrak bir gönülden, berrak bir gönüle akış varsa, orada nurların en hayırlısı vardır,” sözcüklerine yer vermişim

Neyse, fazla oynayınca oyun hamuru gibi cıvık cıvık oluyor cümleler. Çürümüş sakız gibi yapışmadan bir yere sadede geleyim.

İki kelam etmek zor be arkadaşım. Teslim etmişseniz hayatı, panik olmayın. Benim gibi uykusuz kalırsınız…

Yazı bitmiştir.

Dağılın!..

Okumayın artık.

Tamam. Bitti!..