ÖMÜR

Rıdvan ÇIRACIOĞLU üstat “Beni Derde Salan Gelsin” adlı türküsünde:

“…

Ömür bir nefes arası

Size de gelir sırası

Bu yara gönül yarası

Beni derde salan gelsin,

…” diyor.

 

Hayata geldiğinde ağlamışsın, gittiğinde ağlamışsın neye yarar?..

Üstadın da dediği gibi ÖMÜR dediğimiz şey aslında doğumla başlayıp ölümle biten, beyaz bir bez arasına sıkışıp geçen zamandır. İki dakika sonrasını dahi bilmediğin bir düzendir. Her günün ellerinden sabun misali kaydığını, eridiğini fark etmediğin, kendini kaptırmış olarak gittiğin bir masal âlemidir… Ezanla sala arasında “Nasıl zaman geçer ki?” diye kendine sorular yönelttiğin kısacık bir yoldur ömür dediğin…

Yıllar önce veya eskiden fotoğraflar siyah beyazken, hayat daha renkliydi. Şimdi ise fotoğraflar renklendi, hayatımız siyah-beyaz oldu.

Yaş kemale erince bir bakıyorsun ki bazı şeyleri eskisi kadar kafana takmıyorsun. Örneğin; eskisi kadar özlemiyorsun kimseyi. Ve kendine ziyan etmiyorsun geceleri; okul hayatında da iş hayatında da mahcup olmamak, başarılı, en başarılı olmak için eskisi kadar hırpalamıyorsun kendini… Hem çalışıp hem de okumak, delicesine ders çalışıp statüsü sadece öğrenci olanlardan daha yüksek notlar almak cazip gelmiyor artık… Fakat, bu kez geçmişe, haybeye harcadığın koskoca ömüre hayıflanıyorsun. Çocukluktaki yoksul, zor, ama bir o kadar da mutlu günlerin özlemi sarıveriyor seni, geceleri kendinle baş başa kaldığında… Sorguluyorsun kendini, geçmişini, notla veya parayla ölçülen ama ikisi de mutluluk getirmeyen başarı öykülerin için “Bir ömür harcamaya değer miydi bunlar?” diyorsun…

Çaya biraz daha fazla düşkün oluyorsun, kahveyi biraz daha fazla içiyorsun. Veya dertleri unutturduğunu sandığın içeceği!..

Çünkü, artık öğreniyorsun ki, kimse senin gibi ince düşünmüyor. Kimse, bir başkası için ölmüyor. Kimse gecenin bir yarısı tatlı uykularını senin için bölmüyor. Yani kimse senin gibi üzülmüyor.

Unutma ki, hangi duyguyu besliyorsan, içinde sadece o büyüyor. Üzüntülü zamanında, sana acıyana değil, seninle ağlayana değer ver!

Hadi artık, lütfen hayatı biraz da kendiniz için yaşayın. Çünkü, ne gidiyorsa ömürden gidiyor ve asla geri gelmiyor.

Kıymet bilen usta bulamadık! Oysa biz tahta sandalyede bir bardak çaya, bir dal sigaraya “Eyvallah!” diyen insanlardık. Gölgesi ve egosu kendinden büyük kişiler birilerini cezbetti. Hafif insanlara ağır geldik! Gerçi onlar bizleri hiç sevemedi, biliyoruz.

Aldığımız nefes bittiğinde ömrümüz de tamamlanıyor.

Her canlı gibi bizler de bir gün göçüp gideceğiz bu âlemden. Yaptığımız planları yarıda bırakarak, hiç beklemediğimiz anda can vererek, bensiz olmaz dediklerimizi bizsiz bırakarak, maddi olarak biriktirdiğimiz hiçbir şeyi yanımıza alamadan, dünya için yaptıklarımızdan fayda görmeden.

Geride belki malımız mülkümüz, evimiz barkımız kalacak ama en çok da ismimiz kalacak. Yaptığımız işleri, kazandığımız başarıları, insanlarla olan ilişkilerimizi, çalışkanlığımızı- tembelliğimizi, cimriliğimizi-cömertliğimizi anlatacak insanlar. Yaptığımız veya fırsatımız olduğu halde yapmadığımız iyilikler de anlatılacak, bilerek ya da bilmeyerek yaptığımız kötülükler de. Sonra vicdansızlıklarımız dolaşacak insanların dilinde ya da vicdanımızın büyüklüğü…

 

Esen kalın…

Sevdiklerinizle, sevildiklerinizle mutlu olun…